k@mpüs Menü
 Ana Sayfa :
       Ana Sayfa
       Haber Arşivi
       Konular
       Site İçi Arama
 Kullanıcı :
       Hesabın
       Özel Mesajların
       Günlüğün
 Topluluklar :
       Forumlar
       İletişim
       Tavsiye Et
 Editör'den :
       Köşe Yazıları
       İçerik Sayfaları
 Dosya&Link :
       Dosyalar
       Linkler
 Statü :
       Fotoğraflar
       Rehberimiz
       VIP Salonu
       Video İzle
       En Çok
       Ekibimiz
    Adsense
    Köşe Yazıları

Ayşenur Ekol
SAĞLIK SİSTEMİ


Emre Urfalı
Kariyerimizin Başlangıç Noktası "Üniversite"


Hakan Özdemir
Mezun Olduktan Sonra


Murat Özbek
Koca bir yalan


Mustafa Tel
Çağımızda gençlik ve eğitim


Seda Ekol
YÖK VE KATSAYI MESELESİ

    Takvim
Kasım 2008
  1
2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30  


19/11/2008 - 22/11/2008
Design Cinema
22/11/2008 - 23/11/2008
Yönetişim Semineri
29/11/2008 - 30/11/2008
GELENEKSEL OKUL PARTİSİ CHEERS
18/12/2008 - 21/12/2008
Kamp Ateşi Dördüncü Kez Yanıyor
Fuarlar&Toplantilar
Kültür&Sanat
Konserler
Senlik&Festival
Yeni Etkinlik Ekle Yeni Etkinlik Ekle


YÖK VE KATSAYI MESELESİ
Seda Ekol
Seda Ekol

Tarih: 18 Eylül 2008 Perşembe


Dokuz yıl önce hayali bilgisayar mühendisi olmak olan bir genç kız, Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin kapısından içeri giriyor kayıt olmak için. Kayıt oluyor, okula başlıyor, öğretmenlerinden memnun. Ancak bir yıl sonra bir haber geliyor kulağına, “katsayı uygulaması” diye bir bela çıkmış. Kendi okulu da dahil meslek lisesi mezunları bundan sonra üniversitede diledikleri bölüme değil sadece kendi alanlarıyla ilgili bölümlere gidebileceklermiş diye duyuyor. Önceleri önemsemiyor fakat yazılıp çizilenlerin doğru olduğunu öğreniyor. Buna göre bu genç kızın üç şansı var: Ya ilahiyat fakültesinin ilahiyat bölümüne gidecek, ya din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği bölümüne gidecek ya da ev hanımı olacak.

Bu kız okuyacak. Onun yetinmeye niyeti yok. Ne olursa olsun okuyacak. Onun için son şık geçerli değil, ev hanımı olma niyeti yok. Ama İlahiyat bölümüne gitse de, pek iş imkanı yok. Zaten İlahiyat okumak gibi bir arzusu olmamış ki. Öğretmenlik kalıyor geriye. Düşünüyor genç kız, “öğretmenlik…” hani sorarlar ya ilkokulda “Ne olacaksın çocuğum büyüyünce?” diye o zaman cevaplar klasiktir: “Öğretmen olacağım, doktor olacağım, polis olacağım, avukat olacağım…” gibi. Bu kız o zaman bile “öğretmen olacağım.” Diye cevap vermemiş bu soruya hiç. O güne kadar hiç hayal etmemiş öğretmen olmayı, sınıfta öğrencilere ders anlatarak hayatını sürdürmeyi. Ama birden bire fark ediyor ki bundan böyle budur tek yolu. Hayatının iplerini birileri geçirmiş eline, onun izni ve isteği olmaksızın yönlendiriliyor hayatı zalimce, hayallerini yıka yıka, umursamadan…

Arkadaşları arasında başka okula geçmeyi düşünenler oluyor. Bunu deniyorlar, kayıtlarını başka okula aldırıyorlar. “Oh onlar kurtuldu hiç değilse, biz de mi denesek?” diye düşündükleri sırada bir de ne görsünler? Birkaç gün sonra arkadaşları sınıfta yerlerinde oturmuyor mu! Bir şans bile verilmedi meslek liseli öğrencilere. Bu okula kayıt yaptırdıklarında böyle bir durum yokken, sadece hem dini eğitimlerini almak hem de hayatta istedikleri mesleği yapmak amacıyla eğitimlerini Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde sürdürmeye çalışanlara öyle bir darbe vuruldu, okula öyle bir şekilde hapsedildiler ki kaçış yolu ne yazık ki kalmadı. Bu sistem öğrencileri çılgınca şeyler yapmaya bile sürükledi. Bazıları psikiyatrlardan o zamanlar okulda “deli raporu” diye adlandırılan “sınıf ortamında ders görmeye psikolojik yapısı uygun değildir.” mesajını içeren bir rapor alarak Açıköğretim Lisesi’ne geçiş yaptılar. Amaçları “genel lise mezunu” diploması almaktı ve de aldılar. Şimdi kimi doktor, kimi mühendis bu arkadaşların.

Tahmin edilebileceği gibi bu benim hikayem. Ve daha ben gibi pek çok insanın hikayesi. Asla düşünmediğim bir mesleğe an be an sürüklenişimin hikayesi. Bu öyle sinsice hazırlanmış bir plandı ki, kesinlikle hazırlıksız yakalandığımızı söylemeliyim. Ben Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne başladıktan bir yıl sonra ortaya çıktı ve bize seçme şansı bile verilmedi. Sadece İmam-Hatip meselesi değil aslında, bir sürü meslek lisesi öğrencisinin meselesiydi o zaman bu oldu-bittiye getirilme olayı. Fırsatım olsaydı bugün belki istediğim bir mesleği yapıyor olurdum. Şimdiki halime binlerce şükür ama gene de o zaman hiç değilse Türkiye’de işinden memnun olmayan % 70’lik kesimin içinde olmazdım.

Burada başka bir soru geliyor aklıma. İnsanlarımızın % 70’i yani neredeyse tamamına yakını mesleklerinden memnun değilse, ortada böylesine büyük bir oran varsa, bunların tamamı kişisel sorunlara, tatminsizliklere mi dayanıyor? Yoksa ülkemizin eğitim sisteminin insanları böyle bir duruma sürüklemesinin de payı var mı? Bana kalırsa var. Tabii ki insanların kendilerini tanımadan meslek seçmelerinin, ücret-emek dengesizliği yüzünden tatmin olamayanların ya da neyi seçerlerse seçsinler mutlu olmayacak tembellerin de varlığını hesaba katıyorum ama kesinlikle bu % 70’in içinde milli eğitim sistemimizin, YÖK’ün de kurbanları var.

Bu zulüm 1999 yılında başladı.***Mesleki eğitimin neredeyse merkezine oturan İmam Hatip liseleri nedeniyle "imam hatipliler siyasalda", "imam hatipliler öğretmenlikte" haberleri ve istatistikleriyle kamuoyunun gündeminden hiç düşmediler. İmam hatip okullarının öğrenci sayılarındaki artış, mezunların ilahiyat yerine siyasal, hukuk ve eğitim fakültelerine yerleşmeleri, meslek liselerinden yükseköğretime geçişin yeniden sorgulanmasına yol açtı.

1999 yılında üniversite giriş sisteminde düzenlemeye gidildi. Buna göre ortaöğretim başarı puanı alan dışı tercihlerde 0.2'yle çarpılacaktı. Bu da meslek lisesi çıkışlı adayların dört yıllık fakültelere girişlerini imkansıza yakın bir hale getirdi.

Katsayı uygulaması, "imam hatip lisesi mezunları ilahiyata gitmiyor. Siyasal veya hukuk fakültelerine giriyor" tartışmalarının yönünü değiştirip, bu kez de "Meslek liselerinin önü kesildi" "Meslek liseleri kan kaybediyor" iddialarına neden oldu.

Meslek liselerine son yıllarda gelen öğrenci sayılarının azaldığı ve bu nedenle de mesleki eğitimin zarar gördüğü iddialar arasında önemli bir yer tutuyor. Milli Eğitim Bakanlığı'nın verilerine ve YÖK'ün hazırladığı raporlara göre bu oranlar 1999 yılında çıkarılan üniversite giriş sisteminden önce de benzer durumdaydı.

1999- 2000 yıllarında din öğretimindeki öğrenci sayısı 134 bin 224 iken bu rakam, 2004- 2005 öğretim yılında 96 bin 851'e düştü. Yine rakamlar ortaya koyuyor ki öğrenci sayısındaki azalma din öğretiminde oldu. “***

Bu verilerden de aslında bu sistemin getirilmesinde hedefin ne olduğu gayet güzel ortaya konmuş oluyor.

Şimdi kendini mağdur edilmiş gören bütün meslek lisesi mezunları adına YÖK’e sesleniyorum: Ne olur artık katsayınızla birlikte çıkın hayatımızdan. Darbe artığı zihniyetinizi de alıp düşün üniversitelerimizin yakasından.

***işaretli bölüm Sibel Kahraman’ın “35 Yıldır Tartışılan Kurumlar” adlı yazısından alıntıdır.



  
Seda Ekol




Bu köşe yazısı 340 defa okundu. Toplam 788 kelime

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa Pdf Formatı Pdf Formatı Yorum Ekle Yorum Ekle Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder


[ Geri Dön: Seda Ekol ] - [ Yazarlar İndeksi ]

yorum
YÖK VE KATSAYI MESELESİ
Gönderen: hakan Tarih: 2008-10-10 20:41:19
Puanım:


ülkemizin kanayan yaralarından biriside bu konudur!





Bu Sitenin Her Hakkı Saklıdır.Bu Site Kampüsteyim Grubu´na aittir. Copyright © 2©®5 - 2©®8

Seo-Sef Optimizasyon duman6 by Sakal

RSS HaberRSS ForumRSS İçerik