İLKÖĞRETİM'DE EĞİTİM-ÖĞRETİM Ziyaretçi Yazıları
Tarih: 20 Haziran 2008 Cuma
Eğitim-öğretim yılı başlar 1 Eylül’de. “Mesleki Eğitim” adı altında 15 gün boyunca sabah 9 öğlen 12 okula gidip çay içerek çene çalarız. Bu şekilde kendimizi mesleki olarak eğitmiş oluruz.
Sonra yıl başlar,okul açılır. Derslere başlarız. Kitaplarımız eksik gönderilir. Çocuklarımızdan bazısı birkaç hafta kitapsız ders işlemek durumunda kalır.
Müfredata bakar,bakarsın.Lüzumsuz bir sürü konuyu öğretmek zorunda olduğunu görürsün.Sanki bir çocuğa hayatta ne lazım değil diye oturup düşünmüş müfredatı hazırlayanlar.,büyük ölçüde de bunlarla doldurmuş.
Bütün yıl uğraşır didinirsin eksik kalan çocuğu tamamlamaya çalışırsın Çocuk ise inadına eksik kalmak ister.Dönem sonuna doğru televizyonda sınıfta kalmanın zorlaştığına ilişkin bir haber görürsün. Sonra öğrencileri sınıfta kalabileceklerine dair uyardığında sana:”Sınıfta kalmak yok ki hocam.” şeklinde cevap verirler.
Yıl içinde çok değerli ilköğretim müfettişi gelir. Teftiş için dersine girmeden önce bir yığın nutuk çeker:”Dersimizi sevdirmeliyiz, çocuklarımızı sevmeliyiz, onlara sertlikle değil, yumuşak davranmalı onları sevdiğimizi hissettirmeliyiz.” Şeklinde özetlenebilecek bir nutuk..Sonra derse girer,sorduğu bir soruya çocuk yanlış cevap verince onu:”Sus! Otur,boş kafa!” diye azarlar. Nerde kaldı attığın nutuk? Kaynaştırma öğrencisi dediğimiz , öğrenme zorluğu çeken, ancak diğer öğrenciler arasında gelişim gösterebilecek öğrenciyi bile sınıftan atan müfettiş olmuştu arkadaşımın dersine gelen. Bir saat dersine girip seni yerden yere vururlar;bir saatte bir öğretmenin başarısı nasıl anlaşılabilirse ona göre de not verirler. Neyse ki notlarının bir hükmü kalmadı artık.
Dönem içinde öğretmene bir yığın angarya iş verilir. Ders saatimiz az ya bize uğraşacak bir şeyler bulmaları lazım tabi.Biz aslında konsantre bir iş yapıyoruz. Belki sabah sekiz öğlen üç çalışıyoruz ama inanın ki sekiz-beş çalışsak normal bir işte daha az yoruluruz. Her neyse...
Kim bilir kaç saatimiz de e-okul denilen o berbat sistemin başında geçer.e-okul’a öğrencinin notları,okuduğu kitaplar,kişilik özellikleri girilir. Sistem öyle cinstir ki seni her on dakika da bir dışarı atar. Çıldırmak üzereyken bilgisayarın başından işini bitirip kalkarsın. Çoğu zaman evde bunlarla uğraşacağım diye derse hazırlanamazsın.
Yıl içinde verilen seminerler ,hizmet içi eğitim kursları ise ayrı bir alem. Adam sırf ek ders ücreti almak için kursu vermeyi kabul eder, internetten bir iki sunu indirir. Sonra da gayet uyuşuk bir ses tonuyla iki saat kadar onları okur.Sen gene hizmet içi eğitilmiş olursun.
Yıl sonu gelir,asıl darbeyi o zaman yersin.Bir yığın öğrenci vardır sınıf tekrarı yapması gereken ama idarecilerden birinin “Nasılsa kurulda geçecek hocam. En iyisi geçir gitsin.” Cümlesiyle şok olursun. Sınıfta dersle ilgili ağzını açmayan ,sürekli sınıfın düzenini bozan,yazılı notları 05-15 olan çocuğun sınıf içi performans(eski adıyla sözlü notu) notunu yüz vermek zorunda kalınca dumur olursun. Yıl boyunca niye uğraşıp durduğunu düşünürsün.Yazılıdan 05 veya 10 alan öğrenci nasıl olurda ders içinde 100’lük performans gösterir?Bu seferde için yanar keşke diğer öğrencilere daha fazla verseydim diye.
Sonunda karneler verilir. Ve Haziran sonuna kadar ikinci seminer dönemi başlar. Gene 9-12 arası çay,sohbet mesaisi yani. Milli Eğitim’in böyle bir özelliği vardır. Her şey formalite icabı yapılır. Her şeyin yapıldığına dair belgesi vardır ama aslında hiçbir şey yapılmaz. Her yıl sistemde bir yığın değişiklik olur. Bizim bir ‘milli eğitim politikamız’ da yoktur ne yazık ki. Başka ülkeler de belirlenen bir eğitim politikası vardır,elli yıl değişmez. Ama bizde böyle bir şey yoktur. Bizim eğitim milli eğitim değil maalesef her şeyimiz gibi ithal eğitim. Eğitime dair dışardan ne direktif gelirse onu uyguluyoruz.
Of Allah’ım çıldıracağım.Tam bu yazıyı yazarken bugün saat 15.30’da formalite zümre toplantılarından birini daha yapılacağını öğrendim.Ne yazık ki bir öğretmen olarak bu soruyu sormak durumunda kalıyorum: Milli Eğitim mi? O da ne?
Ziyaretçi Yazıları
Bu köşe yazısı 210 defa okundu. Toplam 549 kelime
[ Geri Dön: Ziyaretçi Yazıları ] - [ Yazarlar İndeksi ]
|