EĞİTİM VE TOPLUMSAL KALKINMA İLİŞKİSİ Kandemir Çorapçı
Tarih: 10 Mart 2007 Cumartesi
Tarih boyunca insanlar, daha iyi bir düzen kurmak, daha rahat, daha huzurlu, daha güzel yaşamak için birçok yenilikler bulmuşlar ve birçok kurallar koymuşlardır. Bütün bu çabalar insan hayatını belli oranda iyileştirmiştir. Ancak düzenli ve sistemli eğitimin insan hayatına getirdiği güzelliği hiç bir şey sağlayamamıştır.
İnsanlar eğitim sayesinde paylaşmayı, karşılıklı saygı ve sevgiyi, sosyal hayatın gereklerine uymayı, kendi kendinin polisi, bekçisi olmayı öğrenmişlerdir. Eğitimin hayatımıza olumlu katkıları saymakla bitmez. Eğitim sayesinde müzik yeteneği olanlar iyi bir müzisyen, spor yeteneği olanlar iyi bir sporcu, oyun yeteneği olanlar iyi bir tiyatrocu olabilirken, eğitimli sıradan bir kişi de İyi bir vatandaş olur. Toplumun sağlıklı, uyumlu bir parçası olur. Vatandaşlık görevini bilir ve yerine getirir. Gene bu yön hayatımızı inanılmaz şekilde kolaylaştıran televizyon, bilgisayar, radyo, telefon, elektrik, elektrikli araçlar, otomobiller ve saymakla bitmeyen buluşlar, hep eğitimin katkıları ve sonucu olarak icat edilmişlerdir.
Buradan hareketle eğitim kalkınma ilişkisine örnek olarak Japonya örneğine çok iyi bakmak gerekir. Japonya’da 1960’ta kişi başına düşen milli gelir dünya ortalamasında iken, 1990 yılında dünya ortalamasının yaklaşık % 120 üstüne çıkmıştır. Bu ilişkiye bir başka örnek de, yakın bir geçmişte Türkiye ile kişi başına ulusal gelir bakımından yaklaşık eşit düzeyde olan ve şimdilerde ise, Türkiye’yi bu açıdan dörde beşe katlayan Yunanistan’dır. Aynı şekilde Yunanistan’daki kişi başına düşen milli gelir 1960 yılında dünya ortalamasının yaklaşık % 40 altındayken, 1990 yılında dünya ortalamasını yakalamış, hatta biraz da ortalamanın üstüne çıkmayı başarmıştır.Burada asıl dikkati çeken aynı dönemde Japonya ve Yunanistan’da eğitime bu oranlara yakın yatırım yapılmış olmasıdır. Bu sonuç da; bize eğitimin kalkınmadaki önemini ve etkisini en iyi şekilde açıklamaktadır.Osmanlı devletinde olduğu gibi, günümüzde Türkiye’de de eğitimin durumu kalkınmanın önündeki en büyük engel olarak durmaktadır. Islahat çalışmalarına rağmen 1927’de bile Türkiye’de nüfusun ancak yüzde 11’i okur-yazar durumda idi. Bu oran kadınlarda ise sadece yüzde 4’dü. Kimi otoriteler; Cumhuriyet’in Osmanlı’dan devraldığı bu oranların tek başına Türkiye’nin “kalkınamamışlığını” açıklamaya yettiğini kabul etmektedirler. Son yapılan nüfus sayımından bu yana verilen çabalar sayesinde Türkiye’de kişi başına eğitim yılı ortalaması 3.7 yıla çıkarılabilmiştir. Buna rağmen, Türkiye nüfusunun tamamı ilköğretimden yani temel eğitimden geçirilebilmiş değildir. Ülkemizde, kalkınmaya olan etkileri hesaplanamayacak kadar çok olduğu kabul edilen kadın eğitiminin görünümü ise içler acısı durumdadır: Türkiye’de yaklaşık 8 milyon kadın henüz okur-yazar bile değildir. Kızların okuma-yazma oranlarının düşük olduğu ülkelerde, erkeklerin okullaşma oranları ne olursa olsun, doğurganlık oranı yükselmekte, ve çocuk ölümleri artmaktadır. Annelerin Türk toplumundaki ve çocuk eğitimindeki kalıcı, yönlendirici ve hatta belirleyici etkisi dikkate alındığında, kız çocukların eğitiminin Türk toplumu için ne kadar önem taşıdığı apaçık ortadadır.
Yine yapılan bir araştırma sonucuna göre; Malezya’da, Malaylar’da anne eğitiminin kız çocuklarının okullaşmasında güçlü ve olumlu bir etkiye sahip olduğu gözlenmiş, genel olarak babanın eğitiminin çocukların okullaşmasına annelerininki kadar etki etmediği sonucuna varılmıştır. Morocco’da kırsal bölgelerdeki kızların okula katılım oranları, erkeğin (babanın) eğitim düzeyi ilkokuldan daha yüksek kademelere çıktıkça %55 arttığı halde, kadının (annenin) eğitim düzeyi ilkokuldan daha yüksek kademelere çıktıkça, bu katılım oranının %135 arttığı tespit edilmiştir.
Bizim bazı Avrupa ülkelerinin nüfusu kadar okur- yazar olmayan kadın nüfusumuz vardır. Üstelik, yarının anneleri olan kız çocuklarının yaklaşık yüzde 20 kadarı da okula gitmemektedir.
Yine, Türkiye’de, 6–14 yaş grubunda her 100 çocuktan yaklaşık 30’u çalışmaktadır. Bu çocukların çalışma alanları ise tarım, sanayi ve “sokak”tır. Yaklaşık 6000 çocuğun da “sokaklarda” yaşadığı sanılmaktadır. Çocuk haftasının da içinde bulunduğumuz nisan ayında böyle bir konudan bahsetmemizin de ayrıca önem taşıdığına inanmaktayım.
Japonya’da, eğitimde kişi başına 950 dolar, Almanya’da 817 dolar, İtalya’da 523 dolar, Yunanistan’da 240 dolar harcanırken; ülkemizde bu oran yaklaşık 100 dolardır.
Türkiye’de eğitimi bir yıl artırmanın kişi başına maliyeti 75 dolardır. Öte yandan bu yatırımın karşılığı kişi başına milli gelirde 260 dolarlık bir artış ile geriye dönecektir. Yani, eğitime bir yatıran ülkeler neredeyse dört kazanmaktadırlar.
Sonuç olarak şunu vurgulamamızda fayda vardır; Daha çok eğitim, daha çok kalkınma, daha çok milli gelir demek iken,
Aynı şekilde daha çok milli gelir (eğitime yeteri kadar kaynak ayrılması halinde); daha çok eğitim demektir.
Milletler için bugün en iyi yönetim olan cumhuriyet ve demokrasi bile, eğitilmiş, tahsilli bir halk olmadıktan sonra fazlaca işe yaramaz. Uygarlık ve medeniyete yalnız eğitim sayesinde ulaşmak mümkündür. Bunun içindir ki geleceğin hâkimi olmak isteyen toplumlar en karlı yatırım olan eğitimi asla ihmal etmemelidirler.
Kandemir Çorapçı toplamkalite57@hotmail.com
Bu köşe yazısı 903 defa okundu. Toplam 678 kelime
[ Geri Dön: Kandemir Çorapçı ] - [ Yazarlar İndeksi ]
|